Obama’dan sonra ne olacak?

Omur Sahin Keyif – Washington
BirGün

ABD’de Başkan adaylarının belirlendiği süreç devam ediyor. Cumartesi günü beş eyalette yapılan önseçimlerin sonuçları da yarıştaki mevcut durumu değiştirmedi; Şimdilik, Demokratlardan Hillary Clinton, Cumhuriyetçilerden ise Donald Trump adaylığa en yakın iki isim gibi görünüyor.

Son yirmi yılda; Irak, Libya, Suriye, Yemen ve Filistin dahil, bölgede en az beş ülkenin yerle bir edilmesinde payı olan ABD’nin yönetimine heveslenen adayların Ortadoğu politikalarını derlemeye çalıştık. İki adayın da farklı geçmişleri ve söylemleri olsa da, ABD’de konu Ortadoğu olunca, New York Times’ın Ortadoğu Eski Büro Şefi Chris Hedges’in dediği gibi, adayların tartışmaları “Bölgeye asker sokalım mı yoksa havadan mı bombalayalım”ın ötesine gitmiyor.

HIllary Clinton seçim kampanyasının başından beri Başkan Barack Obama’nın politikalarını desteklediğini söylüyor ve onun mirasını sürdüreceğinin sinyallerini veriyor. Öte yandan kendisinin Ortadoğu söz konusu olduğunda Obama’dan çok daha ‘müdahaleci’ olduğu ifade ediliyor. Onun sık vurgulanan özelliklerinden biri ne kadar ‘deneyimli’ olduğu. Dolayısıyla Clinton’un politikasını sadece kampanyasının vaat metinlerinde değil, geçmişinde de okumak mümkün.

Irak
2002’de senatörken dönemin Başkanı Bush’a Irak’ı işgal etme konusunda açık çek verilmesini istemişti. Bu seçim kampanyası sırasında onun başını en çok ağrıtan konulardan biri. O yılın Ekim ayında, “hayatımda verdiğim en zor karar, ama enine boyuna düşündüm” diyerek işgali ve savaşı savunmuştu Clinton. 2008’e gelindiğinde, Obama’nın karşısında Başkan aday adaylığı için mücadele ederken, Bush gerçekleri söyleseydi aynı oyu kullanmazdım, şeklinde konuşmuştu. Ancak 2014’te fikrini değiştirerek, ’Zor Seçimler’ (Hard Choices) adlı kitabında kararını ‘hata’ diye niteleyecek ve “şu anda ortada daha tehlikeli bir durum görmekteyiz” diyecekti.

Libya
Irak işgali, Clinton’la birlikte anılan tek ‘hata’ değil. 2013’e kadar olan Dışişleri Başkanlığı döneminde, Libya’ya müdahale ve Kaddafi’nin düşürülmesinde önemli rol oynayanlar, hatta Obama’yı bu sürece ikna edenler arasında. Bingazi’de Büyükelçi Chris Stevens ile üç diplomatın öldüğü saldırıya uzanan bu süreçten de Clinton sorumlu tutuldu.
Ortadoğu’da son dönemde yapılan en büyük hatalardan biri olarak kabul edilen Libya müdahalesinin ardından, bölgede bugün gelinen nokta, IŞİD ve El Kaide gibi radikal İslamcıların etkinlikleri ve kocaman bir kaostan ibaret. Clinton’ın 2011’de Libya’daki rejim değişikliğiyle ilgili “yavaş ama istikrarlı bir ilerleme elde ediyoruz” ifadesi de siyasi öngörüsüyle ilgili fikir veriyor olsa gerek.

Suriye
İlk gençlik yıllarında Cumhuriyetçi olan Clinton’ın Amerika’nın darbe ve rejim değişikliği geleneğinden sıyrılamadığını söylemek mümkün. Zira Suriye planı da rejim değişikliğine saplanmış durumda. Beyaz Saray’ı ‘imkânları varken Esad’ı düşürmediler’ diyerek eleştiren Clinton, IŞİD’in bugünkü etkinliği konusundaysa, Obama’yı isyanın ilk günlerinde Suriyeli isyancılara silah vermediği için suçluyor. Ağustos 2014’te Atlantik dergisine, “bu karar, şimdi cihatçıların doldurduğu, büyük bir boşluk yarattı” diyen Clinton, kendisine bu hamlenin gerçekten işe yarayıp yaramayacağı sorulduğunda, “bunu asla bilemeyeceğini” söyleyecek kadar da rahat.
Washington Post’un Beyaz Saray Muhabiri Juliet Eilperin’e göre, “Suriye, Clinton için Obama’dan daha müdahaleci olduğu tek konu değil. O dönemde Savunma Bakanı Robert Gates’le birlikte Afganistan’a daha fazla asker göndermeyi savundu.”

Uçuşa yasak bölge
Seçim kampanyası süresince katıldığı tartışmalarda da Esad’ın düşürülmesinin Suriye için öncelik olduğunu vurgulayan Clinton, AKP’nin ‘uçuşa yasak bölge’ isteğini can-ı gönülden paylaşıyor. Clinton, Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak bu alanın “Sivilleri koruyacağını” ileri sürüyor. Clinton’un Ortadoğu politikaları konusunda Bush’tan bile daha “tehlikeli” olabileceği ifade ediliyor.
Clinton, IŞİD’in yaratılması ve güçlenmesinde Irak işgalinin etkisini kabul etmiyor, “IŞİD, Suriye’de kendi halkına zulmeden Esad tarafından yaratıldı, bu basınç IŞİD’in de içinde olduğu terörist grupları yarattı” diyor.

Bernie Sanders’in Clinton’u eleştirdiği söylemlerinden biri ABD’nin Dışişleri Eski Bakanı Henry Kissinger’a duyduğu hayranlık. ‘Savaş suçlusu’ olarak anılan ve bu suçları “Hiç kimse hata yapmayan bir yönetimde hizmet verdiğini iddia edemez” diyerek savunan Kissinger, İran-Irak savaşıyla ilgili “Umarım birbirlerini öldürürler” demişti.
Clinton’un dış politika macerası, akla Robert Fisk’in “Ortadoğu’daki insanlar geçmiş tarihlerini tekrar tekrar yaşıyorlar” cümlesini getiriyor. Clinton gibi liderler için halkların kaderlerini değiştirmenin bedeli “hata yaptım”, “sorumluluğu alıyorum” demek kadar hafif üstelik.

***

Türkiye ile yakın ilişki

Hillary Clinton Dışişleri Bakanı olduğu 2009’daki ilk Avrupa seyahati kapsamında Türkiye’ye gelip bir TV programına konuk olmuş, dış politikanın yanında aşk hayatına dair soruları da yanıtlamıştı. Clinton, kitabında bu soruları Türk toplumuyla arasını ısıtmak için iyi bir fırsat olduğunu yazacaktı. O dönem ‘bir Amerikalı olarak Türk toplumunun gönlünü fethetmek iyi olur’ diye düşünen Clinton, pek çok Batlı politikacı gibi Erdoğan’ı ilk yıllarda başarılı buluyor, özellikle ‘askerin etkinliğinin azaltmasını’ olumlu görüyordu. “Dört yıllık bakanlık dönemim boyunca Türkiye önemli ve zaman zaman sinir bozucu bir ortak oldu” yazmıştı. Takip eden yıllara ilişkin basın ve ifade konusunda endişe duyduğunu belirten Clinton, geçen yıl Kasım’da IŞİD’le mücadele ve Suriye’deki iç savaşın sona erdirilmesine yönelik stratejisini açıklamış ve Türkiye’den şöyle bahsetmişti: “Ne kadar zor olursa olsun, Türkiye’nin Suriye’deki -IŞİD’le savaşan- Kürt savaşçıları bombalamasını durdurmak ve IŞİD’le mücadelede bizim tam olarak müttefikimiz olmasını sağlamamız gerekiyor.”

***

TIme dergisi Başkan aday adaylarını tanıttığı özel sayıda, emlak devi Donald Trump için “Dış ilişkilerden bir kumarhane bahsi gibi söz ediyor” dedi. Örneğin; Obama yönetimini “Uzun zamandır zafer kazanamıyoruz” şeklinde eleştiriyor, ABD’yi yeniden ‘büyük’ yapacağını söylüyor Trump.
Büyüklükten kastı para olacak ki dış politika söylemleri daha çok ekonomi üzerinden şekilleniyor. Örneğin, ırkçı çıkışları nedeniyle sıklıkla gündeme gelen göçmen meselesinde en büyük kaygısı aslında kayıtsız paranın vergilendirilmesi, sığındığı söylem de ‘göçmenler yerlilerin işlerini ellerinden alıyor’ iddiası.
Bu doğrultuda, kampanyası boyunca, Bush’un Irak müdahalesine karşı olduğunu, Ortadoğu’ya dokunanın açmaza gireceğini söylese de kendisinin Ortadoğu’daki işgallerle ilgili fikirleri ‘petrol’ söz konusu olduğunda pekâlâ değişebiliyor. Bunu görmek için birkaç yıl geriye gitmek yeterli.

Petrol takıntısı
2007’de katıldığı CNN yayınında ABD’nin “zafer ilan ederek ülkeyi terk etmesini, aksi takdirde çıkmaza gireceğini” söyleyen Trump, 2011’de Obama askerleri çekmeye hazırlanırken ise fikrini değiştiriyor ve ağzındaki baklayı çıkarıyor: Petrol.
Fox’a verdiği başka bir söyleşide ise Obama’nın Libya’ya silahlı İHA’ları göndermekte biraz geç kaldığını, bunun da zayıf liderliğinin göstergesi olduğunu, eğer kendisi başkan olursa, sadece gidip petrolü alacağını ifade ediyor. Üstelik Trump, bunun bir çeşit hırsızlık olduğu görüşüne de karşı çıkarak petrolün, savaş boyunca harcanan para ve akıtılan kanın karşılığı olduğunu söylüyor.

Suudiler para versin
Dış politikayı ‘dolar’ penceresinden gördüğü tek nokta da bu değil. Ortadoğu’da ve Arap Yarımadası’ndaki bir çok ülkenin ABD tarafından korunduğunu söyleyen Trump bu ülkelerin ABD’ye ödeme yapmaları gerektiğini söylüyor. Şayet bu para tatlı gelecek olursa bırakın duvar örüp içe kapanmayı, yüzlerce ülkede zorba jandarma tavrını pekiştirebilir bile.

Bir dizi çelişki
Donald Trump’ın dış politika söylemleri bir dizi çelişkiden ibaret. “Libya’da Kaddafi, Irak’ta Saddam iktidarda, Suriye’de ise Esad daha güçlü olsaydı bölgede istikrar bozulmazdı” diyor. Ülkeyi askeri anlamda soyutlayan bir dış politika izleyeceğini ifade ediyor, ABD askerinin bölgeye girmemesi gerektiğini söylüyor, ama radikallerle savaş için bölgede şiddetli hava bombardımanları yapmayı planlıyor. Ülkenin etrafına bir duvar çekip, dış dünyayı ise havadan dövmeye hazır olan Trump, radikallerin ailelerinin de infaz edilmesi gerektiğini savunuyor.
Trump’ın ‘soyutlanma’ fikrinin tutarsızlığını, Marksist Tarihçi Vijay Prashad, ABD dış politikasının Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi kurumlarca belirlendiğini belirterek anlatıyor. Ona göre, ABD’ye biçilen polis rolü sadece başkanın kararıyla değil aynı zamanda ekonomik nedenlerle de alınıyor.

Savaşmadan duramaz
Öte yandan Prashad’a göre, güçlü bir ordu yaratma heveslisi Cumhuriyetçilerin konu etmediği, orduların mutlaka gücünü tatbik etmeye ihtiyaç duyduğu. Trump her fırsatta bütün imkânları seferber edip orduyu nasıl güçlendireceğini anlatırken, işaret edilen büyüklükte ve güçte bir ordunun savaşmadan durmasının mümkün olmadığını da unutmamak gerek.

***

Trump: “Türkiye IŞİD tarafında gibi”
Suriye’de çözüm için Rusya’yla işbirliği yapılmasını savunurken, Putin’e saygı duyduğunu ifade ediyor. Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesinin hemen ardından, “Türkiye IŞİD’in tarafında gibi görünüyor, az ya da çok bu petrolle ilişkili” demişti Trump. Fakat, İstanbul’daki kulelerini bizzat Erdoğan’ın açtığını hatırlamış olacak ki Türkiye’yle ilgili sadece olumsuz düşüncelerini belirtmemiş “Türkler harika insanlar, güçlü bir liderleri var”
şeklinde konuşmuştu.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s