Michael Werz

ABD’yi İncirlik’le, AB’yi mültecilerle susturdular

ÖMÜR ŞAHİN KEYİF, BirGün

AKP’yi iktidara tek başına iktidara taşıyan 1 Kasım seçimleri sonrası gözler yeniden ABD ile ilişkilere çevrildi. ABD’den gelen ilk açıklamada, ‘birlikte çalışmayı dört gözle bekliyoruz ama endişeliyiz’ mesajı verildi.

Önümüzdeki dönemin gebe olduğu gelişmeleri Türkiye’yi Washington’dan takip eden iki isimle konuştuk.Amerikan İlerleme Merkezi’nden (Center for American Progress) Michael Werz, “ABD’nin eleştirel medya kurumlarına ve HDP’ye karşı sert politikalardan fazlasıyla rahatsız” olduğunun altını çizerken, Orta Asya – Kafkasya Enstitüsü, İpek Yolu Çalışmaları Programı Araştırma Direktörü Dr. Svante E. Cornell’e göre ise 1 Kasım seçiminde “Erdoğan, şiddet kampanyasının siyasi çıkarlarına hizmet ettiğinden emin oldu. Bundan böyle her gerek gördüğünde şiddete başvuracak”.

Seçimi yakından takip eden Dr. Svante E. Cornell’e göre seçim sürecinin demokrasiyle uzaktan yakından alakası yok. Türkiye’de ise artık ‘demokrasi’den söz etmek mümkün değil. Halkın 7 Haziran’da ortaya koyduğu tercihin hiçe sayıldığını belirten Cornell’e göre Erdoğan, “Şiddet ve savaş kampanyasıyla, şantajla kazandı bu seçimi. Güneydoğu’daki insanlara ‘Sizi öldüreceğiz’ dedi, milletin diğer parçalarına, ‘İstediğim oyu vermezseniz kargaşa yaratırım’ dedi. Şiddet olayları Erdoğan’ın işine yaradı. İşin tehlikeli kısmı bu. Erdoğan anladı ki şiddet kampanyasının siyasi çıkarlarına uyuyor. Bir daha lazım olursa bir daha şiddet kampanyası görürüz Türkiye’de.”

Ülkeyi Saray yönetiyor

Cornell yeniden alevlenmesi beklenen başkanlık sistemi tartışmalarını bu iklim sebebiyle çok önemli bulmuyor. “Çünkü Cumhurbaşkanı zaten açıkça ‘Bu ülkede sistem değişti’ dedi. Anayasal olmamakla beraber sistem ortada. Türkiye Saray’dan yönetiliyor, hükümet ikinci planda. Erdoğan bunun Anayasa’ya girmesini istiyor ama bu kısa sürede olacak bir şey değil, çok önemli de değil, çünkü demokratik yolla alamazsa da fiilen bu sistemi işletecek.” Bu durumun önümüzdeki dönemde özellikle medyaya baskıları artıracağını belirtiyor Cornell: “Daha büyük baskılar olacak. İlk olarak bütün Gülenci medya ve kuruluşlar yok edilecek, muhalif televizyonlara izin verilmeyecek, Hürriyet gibi muhalif gazeteler de ezilecek. Bu gazetelerin çoğu da durumu anlayıp ona göre hareket edecekler, onlar da yandaş medya olacak. Küçük, internette çıkan, tirajı çok olmayan gazeteler kalacak.”

Formalite seçim

Cornell’in “Erdoğan seçimi kazanmasaydı da durum farklı olmayacaktı” sözleri dikkat çekici. Erdoğan’ın halihazırda rejimi kontrol ettiğini söyleyen ABD’li uzman, Erdoğan için zaferle yenilgi arasındaki farkı şöyle anlatıyor: “Seçimi kazanmasaydı meşruiyet problemi olacaktı ama iktidarı bırakmayacaktı, bu belliydi. Yani kazanmasaydı demokrasiyi tamamen kenara koyacaktı. Şimdi fiilen kenara koydu.” Cornell, “formalite olarak seçimi kazandı” dediği Erdoğan’ın dünya liderlerinin gözünde daima “meşru” sayılacağını ileri sürüyor. Ona göre dünya liderleri için “seçimin nasıl uygulandığının, medyanın ne durumda olduğunun önemi yok.” Seçim öncesi ABD’nin yaklaşımının ve Merkel’in Türkiye ziyaretini de meşruiyet kazandırması bağlamında değerlendiren Cornell, Erdoğan’ın “Batı’yla bu kadar yakınlaşmaları dünyaya hâlâ meşru bir lider olduğunu gösterdi. Seçim sonucunda büyük olmasa da bir etkisi olmuştur” diyor.

Özgürlük ajandası bitti

Cornell, Amerikan hükümetinin AKP’ye ve Türkiye’ye bakışını ise şöyle özetliyor: “Amerikan hükümeti dış politikaya çok fazla önem vermiyor. Ortadoğu’daki meselelere karışmak istemiyor Obama. Üstelik Ukrayna, Rusya, Suriye, İran, Irak gibi ülkelere bakıldığında Türkiye gayet normal, istikrarlı bir ülke gibi görünüyor. Ve ortada çok uzun yıllardır bir gelenek var, Türkiye’nin iç işlerine biz karışmıyoruz. ‘Bu konuda endişelerimiz var’ demenin haricinde bir şey yapılmaz. Obama başlangıçtan beri realist bir dış politika izliyor. Özgürlük ajandası bitti. Özbekistan, Azerbaycan gibi küçük ülkelere karşı, ‘demokratik değilsiniz’ diye gazetelerde yazılar yazılıyor. Yaptırım uygulamak gündeme geliyor. Ama Türkiye çapında stratejik ortaklarda demokrasi gibi konuları önemsemiyorlar”

ABD’de aldatılma hissi!

İncirlik üssünün kullanıma açılmasını, Erdoğan’ın Batı’nın yakınlığını geri kazanma aracı olarak yorumlayan Cornell, “2010’dan sonra, aynı şekilde, Malatya/Kürecik’i verdiler, sustu Amerika. Şimdi de İncirlik’i verip susturdular. Avrupa’yı ise mülteci meselesiyle susturdular” diyor. Cornell, AKP’nin ABD’ye İncirlik’in dışında bir de IŞİD’e karşı savaşa katılma sözü verdiğini hatırlatarak, Washington’un bu sözün tutulmaması nedeniyle rahatsız olduğunu şu sözlerle anlatıyor: “Washington’da aldatılma hissi var. Özellikle Savunma Bakanlığı tarafında bir hayal kırıklığı var. Türkiye güvenilir değil, gibi bir fikirleri var. Sadece savaşmaması nedeniyle değil, ‘Biz IŞİD’le savaşa giriyoruz’ diye Amerika’yı arkana alıp, Kürtler’i vurmaları nedeniyle…” Cornell’e göre, Suriye’de güvenli bölge planının rafa kalkmasının nedeni ise Türkiye’nin bu bölgenin kontrolünü El Nusra’ya verebileceği konusundaki şüphe.

***

Michael Werz: Destek değil zorunluluk!

Obama yönetiminin önemli strateji üretim ve danışma merkezi Amerikan İlerleme Merkezi (Center for American Progress) geçen martta yayınlanan raporunda, AKP’yi keskin dille eleştirmiş ve ABD’nin AKP’yi ‘değerli yalnızlığı’yla baş başa bırakması gerektiğini söylemişti. O raporda imzası bulunan isimlerden biri Michael Werz, bugün Washington’un Türkiye ilişkisinin ‘destek’ değil bir zorunluluk üzerinden şekillendiğini söylüyor: “ABD belirli bir partiyi desteklemiyor. Türkiye, ABD için önemli bir müttefik ve NATO ortağı ve ABD için herhangi bir Türk hükümetiyle görüşmek bir zorunluluk.”

Werz, iki ülke arasında ABD için stratejik bir gereksinim olan İncirlik üssünün kullanımının ötesinde herhangi bir anlaşma olduğundan şüpheliyim” diye ekliyor. Avrupa’nın ya da ABD’nin, AKP’yi desteklediğini düşünmediğini söyleyen Werz’e göre, son dönemde yapılan eleştirel açıklamalar da özel bir desteğin olmadığı konusunda bir gösterge.

Sert politikalardan rahatsızlar

ABD Başkanı Barack Obama’nin Kasım ayı ortasında Antalya’da düzenlenecek G20 zirvesinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ekonomik konuların yanı sıra Suriye, YPG mevzilerine karşı saldırıları da ele alacağını söyleyen Werz, bu meselenin önemini şöyle anlatıyor: “Eğer ABD ile Türkiye arasında Suriye konusunda daha fazla işbirliği olacaksa, bu Türkiye’nin PYD ve YPG’ye karşı tavrında kısmi revizyon gerektirecek, sonrasında ortak olunabilir. Kuzey Suriye’ye özel birliklerin konuşlandırılması da güçlü şekilde bunu vurguluyor.”

Türkiye’nin Suriye politikasının çöktüğünü, ABD’nin hâlâ Türkiye’yle birlikte hareket etmek konusunda çekincesi olup olmadığını sorduğumuz Werz, “ABD çoğunlukla kendi istihbarat toplama kapasitesine güvenir” şeklinde yanıtlıyor. “ABD’de pek çok kişi eleştirel medya kurumlarına ve HDP’ye karşı sert politikalardan fazlasıyla rahatsız” diyen Werz, seçim sonuçlarının Başkanlık tartışmalarını alevlendireceği görüşünün tamamen spekülasyon olduğunu ifade etse de hatırlatıyor; “Çok fazla gücün tek elde toplandığı ve ve az sayıda denetleme mekanizmasının olduğu bir başkanlık sistemi genellikle bölgesel gelişmeye, inovasyona, ekonomik büyümeye ve sosyal istikrara zarar veriyor.”
Werz’e göre, şimdi ise “Türkiye demokrasisinin yeniden inşasına başlama zamanı”.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s