‘İktidarda kalmak isteyen AVM inşa eder’

73479-Untitled-1

ÖMÜR ŞAHİN KEYİF – BirGün, Pazartesi söyleşileri

Başbakan Davutoğlu’nun Kırşehir’de 27. Ahilik Haftası törenlerinde yaptığı konuşma Türkiye’de sayısı giderek artan alışveriş merkezlerini (AVM) yeniden gündeme getirdi. Son 10 yılda sayısını beşe katlayan AVM’lerin küçük esnafın iş yapmasını engellediği şikayeti üzerine AVM’lerde esnafa da yüzde 5 kota ayıracağını söyleyen Davutoğlu, sokaktaki insanın her geçen gün AVM’lerin içine hapsolacağı gerçeğini bir kez daha ilan etti. Başbakan, ayrıca bir gelenek başlatması çağrısı yaparak, ‘’Alışveriş merkezlerini dualarla bereketlendirin” dedi.
Amerikalı Sosyolog Prof. Dr. George Ritzer, ünlü kitabı ‘Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek’te AVM’lerden ‘tüketim katedrali’ şeklinde söz ediyor. AVM’lerin ibadethanelerle benzerlik gösterdiğine dikkat çeken Ritzer’e göre kapitalizmin yarattığı bireyler AVM’lerde tüketim dinlerinin ibadetlerini yapıyor. Ritzer’e artık müzeler, hastaneler, havaalanları, stadyumlar da birer alışveriş merkezine dönüşmüş durumda.
AVM’lerin her geçen gün biraz daha etrafımızı sarışının ne anlama geldiğini Prof. Dr. George Ritzer’e sorduk.

»Bir iktidar partisi neden insanları tüketim katedralleriyle büyülemek ister?
Biliyorsunuz büyüleme çok ilgi çekici ve sihirlidir. Türkiye’de ya da ABD’de fark etmez insanların büyülendiklerini hissetmeleri çok önemlidir. Asıl önemli olan bunun politik sistem tarafından ne kadar yoğunlukla kullanıldığıdır. Dinsel söylemelerde de, tüketim katedralinde de bu büyülenme vardır. Bir alışveriş merkezinde ya da bir eğlence parkına gittiğinde insanlar bu sihir ile büyülenirler.

AMERİKALI GİBİ YAŞAMAK
»12 yıllık AKP iktidarında her yere pek çok AVM inşa edildi. Neoliberal politikalar izleyen bir hükümet için AVM’ler neyi sembolize eder?  
Modern AVM’ler Amerikan yaratımıdır. Fast food restoranları gibi dünyaya ihraç edildiler. Bu neoliberal toplumun, tüketici toplumun da ihracı anlamına geliyordu. Dünya genelinde ABD karşıtlığı olsa da bir çeşit aşk-nefret ilişkisi yaşandı. Aşk nefretten ağır bastı. Bu Amerikan tüketim kültürünün küreselleşmesinin bir parçasıdır, AVM’ler ve fast food restoranları gibi belirli unsurları vardır. Ayrıca modern olmanın sembolüdür. Varsıllığın sembolüdür. Bu müthiş kathedralleri karşılayabilmek, o kathedraller içinde para harcayabildiğimizi gösterir. Biliyorsunuz, genellikle ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alırız. Yani modern tüketimin büyük bölümü, gerekli malzemenin ötesinde, gerçekte ihtiyacımız olmayan şeylere yöneliktir. İnsanların çoğunun bir elbiseye daha, bir tişörte ya da başka bir çift spor ayakkabıya daha ihtiyacı yoktur. Bütün bunlar onların ihtiyaç duyduğu değil, istediği şeylerdir. Bence bu varsıllığın, başarının ve iyi bir hayatın sembolüdür. Belki de bu şekilde yaşamak, en azından küresel algı olarak dünyada en çok refah içinde yaşayan toplum olarak görülen Amerikalılar gibi yaşamaktır.

‘ÜRETİMDEN TÜKETİME GEÇİLİYOR’
»AVM merkezli tüketim kültürü tüketicileri nasıl dönüştürdü?
Üzerine yazdığım gibi, ABD gibi birinci dünya ülkeleri, üretim ekonomisinden tüketim ekonomisine geçiş yaptılar. Amerikan ekonomisinin yüzde 70’i ya da daha fazlası artık tüketim üzerinden sayılıyor. Bu sadece ABD için de geçerli değil, dünya genelinde yönelim böyle. Mesela ağırlıklı olarak üretime yönelmiş olan Çin bile tüketime yöneliyor. Şu anda Çin ekonomisinin neredeyse yüzde 75’i üretime yönelmiş durumda, git gide daha çok tüketime yöneliyorlar. Dünyada görece müreffeh toplumlarda yönelim tüketime doğru. Fast food restoranları ve AVM’lerle ilgili daha önce yazdığım üzere, bu tür yapıların kontrolüne girmenin pek çok etkisi var. Tüketiciler artık büyük ölçüde kendi başlarınalar, kendi çıkarlarını kendileri kollamaları ve kendilerini korumaları gerekiyor. Mesela ABD’de Tüketici Koruma Ajansı kurulması için büyük uğraşlar verildi, ihtilaflı bir süreç geçirildi, nihayet başarılı oldular. Bence tüketici toplum yeni liberal sisteme gayet iyi uyum sağladı, artık birey olduklarını ve kendilerini korumaları gerektiğini biliyorlar.

İBADETHANEDEN AVM’YE
»Kitabınızda tüketim katedrali dediğiniz AVM’lerden insanların tüketim dinlerinin ibadetlerini gerçekleştirdiği yerler olarak bahsediyorsunuz. Peki nasıl oluyor da muhafazakâr bir parti hem tüketim dinini hem de diğer dinini büyütüyor? Bu ikisi nasıl bir araya geliyor?
AVM’ler gibi tüketim katedralleri bütün dini katedrallerden sonra şekillendi. Tüketim katedralleri tüketiciyi tüketim dinine itaat etmeye yönlendiriyor, tıpkı dindarların Tanrı’ya ya da dine itaat etmesi gibi. Temel olarak dini katedrallerden tüketim katedrallerine pek çok unsur kopyalanmış. Ancak ortaklıkları olsa da daha genelde, bence ikisi bir çatışma içinde. Tatillerde dini katedrallere mi gidiyorsunuz yoksa tüketim katedrallerine mi? İnsanlar git gide daha çok tüketim katedrallerini tercih ediyorlar ve tüketim hayatı dini hayata karşı pozisyon alıyor. Bence tam da bu ikisi arasında bir çatışmaya neden oluyor.

SOKAKLAR BÖYLE BOŞALIR!
»Politik bir güç insanlara daha sert davranabilmek için tüketim kültürünü nasıl kullanır? Tüketim katedralleri insanları tepkisizleştirir mi?

Bence bu Marx’ın ‘kitelerin afyonu’ kavramıyla benzerlik gösteriyor.  Bence bir dereceye kadar tüketim kültürü, insanları tüketime takıntılı hale getiriyor. İnsanlar zamanlarını tüketim katedralleri içinde ya da evlerinde Amazon.com gibi çevrimiçi tüketim katedrallerinde geçiriyor. Bu da bireylerin dikkatini politik olayların üzerinden çekiyor. Tıpkı Marx’ın ileri sürdüğü gibi, din insanların afyonu olur ve devrimci faaliyetlerle ilgilenmemelerini sağlar. Bence tüketim kültürü içinde çok aktif olan bireyler, politik faaliyetlere zaman bulamazlar ve hatta bu faaliyetlere ilgilerini kaybederler, özelliklede muhalif olanlara… Bu bakımdan, iktidarda kalmak isteyen bir politik rejim, daha çok tüketim katedrali inşa etmeye yönelebilir. Bu katedraller içinde daha çok insanın olması insanları sokaklardan ve radikal faaliyetlerden uzak tutar.

»Neoliberal politikaların simge şirketlerinden biri olan Twitter’ın yasaklanmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Bazı neoliberal ülkeler ile uyguladıkları politikalar arasındaki zıtlıkları soruyorsanız, bence bu durum neo-liberalizme politik bakış açısıyla, neoliberalizme ekonomik bakış açısı arasındaki farktan kaynaklanıyor. Ülkelerin birçoğu görüyoruz ki neoliberalizmi sadece ekonomik uygulamalarını almaya çalışıyor. Neo-liberal politikaların aslında ekonomik ve politik olarak iki yüzü vardır. Bunlardan ekonomik olana sahip çıkarak politik bakış açısının önüne geçmek uyguladığınız rejimi tehlikeye atar. Bunun olduğunu sürekli olarak görüyoruz. Yakın zamanda Rusya’nın ABD tarafından ticari yasaklarla yüzleşmesinin ardından bazı McDonald’s’ları kapatmasında da gördük.

» ‘Toplumun McDonaldslaştırılması’ kitabınızda “Fast food restoranlarının temelindeki ilkelerin toplumun geri kalan kısmına giderek daha fazla egemen olma sürecini” anlatıyorsunuz. McDonaldslaşma Türkiye’yi nasıl etkileyecek?
Birçok farklı yolla birçok farklı etkisi olabiliyor toplum üzerinde. Türkiye olarak ilk endişelenmeniz gereken nokta bunun yerel kültürü yok ettiği gerçeği. Her gün Türkiye’den daha fazla insan hamburger ya da diğer hızlı tüketilen yiyeceklerden yeme alışkanlığına sahip olacak ve her gün daha çok hamburger ya da bu hızlı tüketilen gıdaları satan yerler artacak… Bu artış ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de aile ile bir arada yemekte geçirilen zamanı azaltacak. Bu ABD’de neredeyse yok oldu. Her şey bir anda oluyor, yemeğin hazırlanışı da, tüketilmesi de.

***

Siyaset de McDonaldslaşıyor

»Politikanın da McDonaldslaşması mümkün mü?
Kesinlikle, bundan bahsedebiliriz. Kitapta da bununla ilgili bazı tartışmalar bulunuyor,. Sosyolog Brian Turner, politik sistemin oylamayı artırmak için nasıl yollara gittiğiyle ilgili bir kitap yazdı. Örneğin; ABD, seçimlerde artan oy kullanmama alışkanlığının önüne geçebilmek için mektupla ya da bilgisayarla oy kullanma seçeneklerini yürürlüğe koydu. Bu insanların oy kullanmalarını sağlamak için etkin bir yol olarak görülüyor. Politikacılar artık çok daha kısa konuşmalar yapıyorlar çünkü insanlar uzun uzun kimseyi dinlemek için aynı yerde durmuyorlar. Bunlar McDonald’slaştırmanın en önemli göstergeleri…

***

Hedef tüketen çocuklar

»Tüketim kültürü aileyle nasıl ilişkilenir?
Ekonomik güçler tüketimin aileye yayılmasını isterler. Burada özellikle hedef çocukları birer tüketiciye çevirmektir. Çocuklar hem çocuk olarak, hem geleceğin yetişkinleri olarak tüketirler. Bu nedenle bütün aileyle ve özellikle çocukla ilişkilenmek büyük bir kârdır.

»Sistem kadınları da sürekli alışveriş yapan bir unsur olarak mı görüyor? Bu açıdan da özellikle reklamlarda cinsiyetçi söylemler üretiliyor…
Sanıyorum bu ayrım ABD’de de bile yaşanıyor. Öncelikle şunu söylememiz gerek bu sistem sadece karikatürize edildiği şekliyle sürekli olarak evinde iş yapmadan duran, televizyon izleyen, vaktinin birçoğunu alışveriş merkezlerinde geçinen kadını hedeflemiyor, toplumun her noktasını hedefliyorlar. Sadece kadının tüketmesine odaklanmak bu sistem tarafından istenecek bir şey değil. Onlar olabildiğince çok kadın ve erkeği sistemin içerisine alacak tüketim davranışları üretiyorlar.

http://www.birgun.net/news/view/iktidarda-kalmak-isteyen-avm-insa-eder/6288

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s