Sosyolog Demet Lüküslü: Gezi bir orta sınıf laboratuvarı

Ömür Şahin KEYİF 

Akşam Gazetesi
12 Haziran 2013

Yeditepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Demet Lüküslü bu sorunun yanıtını 2009’da vermişti. Paris’te Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales’de yazdığı doktora tezinin genişletilmiş hali ‘Türkiye’de ‘Gençlik Miti’ 1980 Sonrası Türkiye Gençliği’  kitabında gençlerin apolitik olmadığını, politikayı kirli buldukları için bulaşmak istemediklerini söylemişti. Lüküslü, gençliğin iktidar için değil, özgürlükleri için mücadale verebileceğini söylemişti. Lüküslü, Taksim’deki gençleri değerlendirdi:

-Bugüne kadar nüfusunun yarısı 30 yaşın altında olan Türkiye’de 80 kuşağını konuştuk. Şimdi ise 90 kuşağını anlamaya çalışıyoruz… Kitabınızda ‘80 kuşağı bir şeyleri değiştirebileceğine inanmıyor’ demiştiniz, 90 kuşağının farkı bu inanca sahip olması mı?

Onlar geleneksel siyasetten umutlarını kesmişlerdi ve bir şeyler zaten değişmez diye düşünüyorlardı. Bugün de bu algıda çok büyük bir değişiklik olduğunu sanmıyorum. Bu hareketlenme gelecek tasavvurları veya değişim talebiyle de başlamadı. “Taksim Gezi Parkı’na istemediğim bir proje yapılmasına izin veremem” diye başladı.

ORTA SINIF GENÇLİĞİN LABORATUARI

-Politik bir tanımlama yapacak olsak, talepler de göz önünde bulundurulduğunda, Gezi kitlesi hangi eğilimle adlandırılabilir?

Mesleki bir deformasyonla söyleyeyim: Gezi Parkı orta sınıf gençlik kültürlerini tüm heterojenliğiyle ve tüm özellikleriyle görmek için bir laboratuar adeta. 
Tanımlamalar yapmak ahkâm kesmek çok da kolay değil aslında; ama farklı sloganlar, farklı sorunlar, farklı gençlik kültürleri olsa da tek bir ortak mesele (Gezi Parkını kurtarmak) etrafında birleşen, gündelik hayat ve popüler kültürden beslenen, mizahi bir dille hayatın içinden muhalif duruş ve siyaset çıkan bir hareket olarak tanımlarım sanırım.

80 SONRASI GENÇLİKLE KARŞI KARŞIYAYIZ

-Daha önceki gençlik hareketlerinin devleti baştan kurma/ yeni bir rejim arayışı vardı. Fakat bugünkü gençliğin derdi rejimle değil. Bu değişim niye gerçekleşti?

Evet bu sebeple Türkiye gençlik tarihi açısından önemli bir kırılma noktası olan 1980 sonrası dönemin genç kuşağıyla karşı karşıyayız. Benim “gençlik mitinin sonu” olarak tanımladığım dönemin gençleri söz konusu olan. Daha doğrusu kendisi gençlik mitinin sonunu kendisi bilerek isteyerek getirmiş bir kuşak. 19. yüzyıldan itibaren gençlik, ilk önce imparatorluğu kurtarmak sonrasında Cumhuriyet’i korumak ve kollamak gibi siyasal bir misyon verilen bir kategori olarak inşa edilmişlerdi. 1980 sonrası kuşak ise devleti kurtarmak misyonunun dışında, kendi özel alanına kapalı, bireysel bir kuşak olarak çıktı karşımıza. Bu değişimin temelleri Türkiye’nin siyasal yaşamında aranabileceği gibi küresel olarak yaşanılanlarla da çok bağlantılı. Sonuç olarak Soğuk Savaş sonrası küresel neoliberal toplumlar içine doğmuş, bilişim teknolojilerinin içine doğmuş bir kuşakla karşı karşıyayız.

ORANTISIZ ZEKA PRATİKLE OLUŞTU

Sosyal medyada yayılan yaratıcı ve esprili sloganlardan biri ‘orantısız zekâ kullanımı’. Gençler bu ‘orantısız zekâ’ya da bilişim teknolojilerinin marifetiyle mi ulaştı?

Uzun süreden beri aslında bilişim teknolojileri üzerinden bu yaratıcı ve esprili sloganların provalarını yapıyorlar. Belki bu durum yetişkinler tarafından yeni fark edilmiş olabilir ancak gençlerin gündelik hayatlarının bir bölümü bu yaratıcı ve esprili sloganları paylaşarak ve gündelik hayatta olup bitenleri tiye alarak ve aslında bir muhalefet dili yaratarak geçiyordu. Bir anda olan bir şey değil yani pratik yaparak ‘orantısız zeka kullanımı’na ulaştılar.

GENÇLERİ ÖVMEK, YERMEK DE YANLIŞ

Gençlerin başı çektiği düşünülen Gezi Parkı eylemlerine onlardan yaşça oldukça büyük bir kitle de katıldı… Yaş hiyerarşisine ne oldu?

Bana sorarsanız yaş hiyerarşisi ve deneyim hiyerarşisi ve yetişkinlerle gençler arasındaki güç ilişkisi kolay kolay kaybolacak gibi gözükmüyor. Aslında gençliğe bakış açısından ciddi sorunlu bir durum var. Gençleri anlamak yerine övgü ile yergi arasında giden bir gençlik algısı var. Bir yanda gençlerin geleceğimiz olduğu, pırıl pırıl gençlerimiz olduğu diğer taraftan ötekileştirilen, yaftalanan, tehdit olarak görülen bir gençlik algısı. Her ikisini de sorunlu görüyorum çünkü her ikisi de aynı madalyonun iki farklı yüzü gibi. Bir kesimin makbul gençleri diğerinin tehdit olarak tanımladığı genç tanımına giriyor. Bu noktada övgü ve yergilerden uzak gençleri anlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

-Bu güne kadar Türkiye’de Y kuşağı denilen 1990-2000 nesli üzerine yeterli sosyal bilimler araştırmaları yapıldı mı? İronik bir şekilde pazarlama dünyası bu çocukların gündelik yaşamının her anını didikledi, ellerinde ciddi bir veri olduğunu düşünüyorum. Siyaset markalarla bir de bu alanda işbirliği yapsa?

Çok önemli bir nokta. Tam da öyle pazarlama dünyasının elinde bu kuşaklara dair daha fazla veri var. Ancak sosyal bilimlere çok fazla haksızlık etmeyelim. Özellikle 2000’li yıllarla beraber Türkiye’de gençlik üzerine çalışmalarda hem niceliksel hem de niteliksel bir artış  gözlemliyorum. Bu gözlemden yola çıkarak geçen yaz ben ve Hakan Yücel son dönemlerde yapılmış olan yüksek lisans, doktora tezi ve TÜBİTAK araştırmalarını derlemeye başladık. Aslında kitabın Mayıs ayında Gençlik Halleri: 2000’li Yıllar Türkiye’sinde Genç Olmak başlığıyla yayımlanması gerekiyordu. Sonra basım gecikti. Ve ardından bu durum baş gösterdi ve bir anda gençlik ve kuşak konuları eskiye göre çok daha önemsenir, tartışılır oldu. Oysa biz yayınevi arayışına ilk başladığımızda bu konunun çok da heyecan yaratmadığını görmüştük doğrusunu söylemek gerekirse. Ancak 31 Mayıs sonrasında gençlik konusunda ilgi artacaktır hiç kuşkusuz.

TÜM PARTİLER GÖZDEN GEÇİRMELİ

Tüm siyasal partilerin gençlerle ilişkilerini gözden geçirmeleri gerek. Nasıl bugün sadece Türkiye’de de değil küresel anlamda temsili demokrasinin kriz yaşadığı tartışılıyorsa benzer şekilde siyasal partiler ve siyasetin yeniden tanımlanmasının tartışıldığını görüyoruz. Siyasal partilerin gençlik kolları ya da kadın kollarının varlığı bile aslında siyasetin nasıl yetişkin erkeklerin alanı olduğunu gösteriyor. Siyasal partilerin gençlik ve kadın kolları karar alma mekanizmalarına katılma açısından çok sınırlı iken onlardan hep destek kuvvet olarak yardımda bulunmaları isteniyor ancak asıl kararlar yetişkin erkeklerin alanında veriliyor.

*************

SİYASETTEN BİHABER DEĞİLLER
Kitap 2001-2004 arasında 80’li yıllarda doğmuş gençlerle yaptığım 80 derinlemesine görüşmeye dayanıyordu. Gençlerle görüşmeye başladığımda gençlerin siyasetten bihaber olmadıkları, ülkede ve dünyada olup bitenlerden haberdar oldukları ve etkilendiklerini fark ettim. Sadece geleneksel/kurumsal siyasetin dışında kalmayı seçiyorlardı. Geleneksel/kurumsal siyasete olumsuz bir bakış açıları olduğu göze çarpıyordu. Kirli bir siyaset algısına sahiptiler. Ayrıca geleneksel siyasetin ve geleneksel siyasal alanın değiştirilmesi zor, katı bir alan olarak tanımlandığı göze çarpıyordu. Geleneksel hiyerarşik ve birey olunamayan, militan olmanız beklenen yapısı eleştiriliyordu.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s